1946 sonrasına bakarsanız, ABD'nin değişik ülkelerde müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı. Hepsi başarısız oldu. Bu yüzden ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Trump, “rejim değişikliğinden yana değiller, bölgenin kendisine bırakılan bölgesel çözümlerden yanalar” açıklamasında bulunmuştu.
ABD'nin 2003 yılında işgal ettiği Irak'ta kurduğu düzen sonrasındaki durum içinse Barrack devamla; "3 trilyon civarında yatırım, 20 yıllık felaket dolu bir tarih, hayatını kaybeden birkaç yüz bin kişi, ancak elde hiçbir şey kalmadı" demişti. Barrack göre; “Rejim değişikliği aslında hiçbir zaman ABD’nin işine yaramıyor. Hepsi başarısız dese de “çıkar her şeyin” önünde geliyor. ABD şimdi de Venezuela’da rejimi değiştirmeye çalışıyor. “Dünyadaki felaketlerin yaratıcısı” olan Trump korkarım ki, dünyayı adım adım yeni bir çatışmaya sürüklüyor. 2026’ya girerken Venezuela Başkanı Maduro ve eşinin, Başkent Caracas’tan ABD Özel Kuvvetleri tarafından kaçırılması, Barrack’a söylettirilen sözlerin samimiyetten uzak olduğunu, haydut devlet olan ABD’nin çıkarı için her zaman bir ülkeye saldırabileceğini dünyaya gösterdi! “11 Eylül Travması” yaşayan ABD’nin, dönemin başkanı oğul Bush’un Birleşmiş Milletlerde yaptığı “dünyaya meydan okuyan” konuşmasını hatırlayın! Belinde tabancası olan kovboy edasıyla ;” ABD çıkarları için dünyanın her yerinde silah ve zor kullanacağız.” Sözleri unutulmamalı. Sonrasında Irak işgali ve Saddam’ın katledilmesi, Afganistan işgali, Arap baharı adıyla Kuzey Afrika’daki ülkelerin zorbalıkla yönetimlerinin değiştirilmesi ve nihayet Suriye Felaketi…
***
Tüm bunlar 3. Emperyalist yayılmacılığın azgın adımları. Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla tek başına kalan Kapitalist ABD, tek egemen güç olmak için vahşice dünyayı tehdit ediyor. Demokratı da Cumhuriyetçisi de aynı anlayışta...
Çünkü arkalarında, insanları ve ülkeleri sömürmeyi planlayan, kurumsal emperyalist bir güç var. ABD’nin Venezuela üzerindeki uzun süredir devam eden baskısı, yaptırımları ve rejim değiştirme tartışmaları biliniyordu. Venezuela ekonomisi ağır yaptırımlarla köşeye sıkıştırılmıştı. Ve 1.Trump döneminde Maduro, açık biçimde “gayrimeşru yönetim” olarak tanımlanmış ve muhalif yandaş Juan Guaidó desteklenmişti. Maduro’ya yapılan aslında, ülkelerin egemenliklerine, demokrasilere, insan hak ve özgürlüklerine yapılan bir saldırıdır. Dünya barışına yapılan hadsiz, hukuksuz bir saldırıdır. Ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerine çökme eşkıyalığıdır.
***
Bilinmeli ki Maduro’nun ABD tarafından fiilen esir alınması;
- Uluslararası hukukun açık ihlali,
- Latin Amerika’da büyük bir anti-Amerikan dalgasının oluşması,
- Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerin devreye girmesi,
- Birleşmiş Milletler ve bölgesel örgütlerde sert krizler oluşmasına neden olacaktır…
Olay yalnızca Venezuela–ABD gerilimi değil, küresel bir diplomatik depremdir!
Atılan bu adımın sonucunu Washington bile göğüsleyemez. Çünkü enerji piyasalarında oluşacak dalgalanmaları ABD, telafi edemez. Bu nedenle ABD, Venezuela petrolünü tamamen görmezden gelemez. Nitekim Biden yönetimi döneminde, kontrollü bir yumuşama yaşanmış, yaptırımlar kısmen esnetilmiş, diyalog kanalları açılmıştı. Maduro bu yumuşama sayesinde, içeride ekonomik krize rağmen iktidarını korumayı başarmıştı. Doyumsuz Trump, Venezuela saldırısı sonrası,” sırada Meksika, Kolombiya ve Küba’nın” olduğunu açıkladı. Bu durum. Trump’ın dünyayı yeni bir kaosun içine pervasızca sokma anlayışında olduğunu gösteriyor.
***
Maduro’nun ABD’de yargılanması, Uluslararası sistemin ne kadar güvensiz ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Venezuela ile ABD arasındaki ilişki, bir esir alma durumundan çok daha tehlikeli bir noktayı işaret ediyor:” Dünya geleceğinin belirsizliği…” Bilinmeli ki belirsizlik, çoğu zaman gerçek çatışmalardan daha yıkıcıdır. Türkiye bu belirsizliğe hemen seçimle hazırlanmalıdır. Tehlike uzakta değil’ Çünkü ülkemizin, Nadir Toprak Elementleri, Bor ve benzeri zenginlikleri birilerinin ağzının suyunun akmasına neden olacaktır. Tabii daha verilecek bir şeyler kaldıysa…
