Tarih: 29.11.2020 18:45

BOLİVYA'DA ERKEK EGEMENLİĞİ KALDIRMA BAKANI GÖREVE BAŞLADI

Facebook Twitter Linked-in

Bolivya'nın yeni devlet başkanı Luis Arce kabinesini belirlerken bir ilke imza attı ve Kültürler, Dekolonizasyon ve Erkek Egemenliğini Ortadan Kaldırma Bakanlığı adında bir bakanlık kurdu.
Yerli Quechua halkından Sabina Orellana bu göreve getirilen ilk isim oldu.
Eduardo Galeano’nun, Latin Amerika’nın Kesik Damarları adlı eseri 1971’de yayımlanmış ve usta yazar, Amerika kıtasının keşfedilişinden ve istilasından başlayarak, asırlar boyunca süregelen kıtayı “demokratikleştirme” ve “kalkındırma” girişimlerini, -romancı kimliğini de katarak- bir gazeteci bakış açısıyla ele almıştı.
Sözcü Gazetesi'nden Metin Aktaşoğlu'nun haberine göre; O günlerden bu yana Latin Amerika hala istikrar ve kimlik arayışlarını sürdürüyor. Bolivya da bu arayışların içinde kendine bir yol çizmek istiyor. Yeni hükümet tarafından ilk kez kurulan Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon (erkek egemenliğini ortadan kaldırma) Bakanlığı görevinin Sabina Orellana’ya verilmesi de bu adımlardan biri.
DARBEYE RAĞMEN YİNE MORALES’İN PARTİSİ KAZANDI
Geçen yıl radikal sağ partiler, paramiliter gruplar ve ordunun iş birliğinde Evo Morales istifa ettirilmiş ve geçiçi devlet başkanı olarak Jeanine Anez’in görevde kaldığı sürede oldukça şiddetli günler yaşanmıştı. Darbenin ardından yapılan erken seçimde kazanan yine Morales’in partisi MAS (Sosyalizme Doğru Hareketi) olurken devlet başkanı olarak seçilen ve kabinesini oluşturan Luis Arce kurulan bu yeni bakanlıkla dünya basınının da ilgisini çeken bir hamleye imza atmış oldu.
Aynı zamanda Bolivya Yerli Köylü Kadınlar Ulusal Konfederasyonu’nu temsil eden Orellana, Quechua etnisitesinden gelen yerli bir siyasetçi ve bir feminist aktivist. Devlet Başkanı Arce’nin misyonunu “Sömürgeciliği ve erkek egemenliğini ortadan kaldırmak, milliyetler arasındaki olduğu kadar erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizliği de tersine çevirmek; birini diğerine tabi kılan tek sesli bir dünya görüşünün hegemonyasını kırmak” olarak belirlediği bakanlığın başında kabinede yer alacak olan Orellana ilk açıklamasında şunları söyledi:
“Kökleriyle gurur duyan bir kadınım çünkü ben bir Quechua’yım ve hepimiz gururlu hissetmeli ve yerli kökenimizle gurur duymalıyız. Sanat ve kültürle; doğu ve batıdan, kırsal ve şehirden hepimiz birlikte çalışacağız. Bolivya halkının faydası doğrultusunda kolektif ve çeşitlilik kazanmış bir kültürel yönetim için bana şans tanımanızı sizlerden rica ediyorum. Gururla var olacağız, eteklerimizi terliklerimizi giyeceğiz, şapkalarımızı, “Ch’ullu”larımızı takacağız, bu çokuluslu ülkeyi oluşturan 36 milletin dili de konuşulacak zira bu bizim kökümüz.”
Aynı zamanda Bolivya Yerli Köylü Kadınlar Ulusal Konfederasyonu’nu temsil eden Orellana, Quechua etnisitesinden gelen yerli bir siyasetçi ve bir feminist aktivist. Devlet Başkanı Arce’nin misyonunu “Sömürgeciliği ve erkek egemenliğini ortadan kaldırmak, milliyetler arasındaki olduğu kadar erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizliği de tersine çevirmek; birini diğerine tabi kılan tek sesli bir dünya görüşünün hegemonyasını kırmak” olarak belirlediği bakanlığın başında kabinede yer alacak olan Orellana ilk açıklamasında şunları söyledi:
“Kökleriyle gurur duyan bir kadınım çünkü ben bir Quechua’yım ve hepimiz gururlu hissetmeli ve yerli kökenimizle gurur duymalıyız. Sanat ve kültürle; doğu ve batıdan, kırsal ve şehirden hepimiz birlikte çalışacağız. Bolivya halkının faydası doğrultusunda kolektif ve çeşitlilik kazanmış bir kültürel yönetim için bana şans tanımanızı sizlerden rica ediyorum. Gururla var olacağız, eteklerimizi terliklerimizi giyeceğiz, şapkalarımızı, “Ch’ullu”larımızı takacağız, bu çokuluslu ülkeyi oluşturan 36 milletin dili de konuşulacak zira bu bizim kökümüz.”
Sabina Orellana: “Gururla var olacağız, eteklerimizi terliklerimizi giyeceğiz, şapkalarımızı, “Ch’ullu”larımızı takacağız, bu çokuluslu ülkeyi oluşturan 36 milletin dili de konuşulacak zira bu bizim kökümüz.”
Kökler veya aslında Galeano’nun dediği gibi “damarlar” Latin Amerika’nın kimlik mücadelesinde oldukça önemli bir yere sahip. Geçen yıl Morales’in istifası ve ülkeden ayrılmak zorunda kalmasıyla sonuçlanan süreçte radikal sağcıların, yerlilere ve yerlilerin değerlerine yönelik saldırıları dikkat çekmiş, And Dağları boyunca yaşayan halkın bayrağı Wiphala’lar ırkçı eylemlerde yakılmıştı. Olayların sonunda darbe yapmayı başaran güçler senatör Anez’i geçici olarak başkanlık koltuğuna oturtmuştu.
Evo Morales, darbe döneminde sığındığı Arjantin’den 11 Kasım’da ülkesine döndü. Morales’in elinde And toplumlarının ortak bayrağı olarak kabul edilen ve 2009’dan beri Bolivya’nın ikinci bayrağı olan Wiphala dalgalanıyor. 
Sokakları savaş alanına çeviren şiddet olayları ve darbenin sonucunda Jeanine Anez’in devlet başkanlığı binasının önünde gazetecilere İncil ve Bolivya bayrağı ile verdiği poz ise aslında hareketin çizgisini de belirlemişti. ABD ile yakın ilişkiler kurma niyetindeki -ve iddialara göre ABD’nin de desteklediği- Carlos Mesa, Luis Fernando Camacho ve Jeanine Anez ile Morales’in partisinin adayı Luis Arce seçime girerken; önce Anez adaylıktan çekildi, daha sonra da Arce, ilk turda oyların yüzde 55.1’lik bölümünü almayı başararak başkan seçildi.
AND DAĞLARI'NIN MİRASI: WIPHALA
11.4 milyon nüfuslu Bolivya'da nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini yerliler oluştururken; And Dağları'nın yerlileri olan, kökleri Inka medeniyetine dayanan ve Türkçe'ye Keçuva olarak geçmiş bir dili konuşan bu halk Güney Amerika'da yaklaşık 11 milyonluk bir topluluk olarak Latin Amerika'da varlıklarını sürdürüyor. Güney Amerika'nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan And Dağları'nda yaşayan bu yerlilerin Wiphala adını verdikleri bir bayrakları da bulunuyor.
Artık bir istikrara ulaşmak isteyen ülkede Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon Bakanlığı’nın da ciddi rol oynaması bekliyor. Yeni bakanlığın ilk bakanı Orellana konuşmasında, 2009 yılında Morales’in anayasal düzlemde tanınmasını sağladığı ve ülkenin ikinci bayrağı olan Wiphala için de özel bir vurgu yaptı. Orellana, çokulusluluğun ve çokkültürlülüğün simgesi olan bayrağın hak ettiği saygıyı göreceğinin altını çizdi.
Kimsenin kimseyi, bir kadını, bir erkeği aşağı görmediği barışçıl bir beraber yaşama ortamına doğru giderken ırkçılığın sona ermesi herkesin sorumluluğunda. Hepimiz Wiphala'nın renkleri gibi farklıyız.


Diğer Latin Amerika ülkelerinin de yaşadığı gibi Bolivya da yüzyıllar boyunca sömürüldü, kolonileştirildi, daha sonra kapitalizmin kucağına itildi. Potosi gibi Bolivya’nın pek çok kırsal kentinde kaynaklar tüketildi, vahşi sistem alabildiğini aldı. Bolivya uzunca bir süredir kendi yağında kavrulmaya ve köklerine bağlı olarak ayakta kalmaya çalışıyor. Galeano, Bolivya’yı ve Potosi’yi şöyle anıyordu:
“Bugün dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Bolivya, en zengin ulusların servetine eşsiz katkılarda bulunmuş olmakla övünebilirdi, anlamsızca. Yaşadığımız çağda Potosi, yoksul Bolivya’nın yoksul kentlerinden biridir. ‘Dünyaya en çok şey verip en az şeye sahip olan kenttir Potosi.’ Alpaka yününden upuzun şalına sımsıkı sarınmış yaşlı bir Potosili hanım söylemişti bu sözleri bana. İki yüzyıllık evinin Andalucia tarzı avlusunda oturmuş sohbet ediyorduk. Sefaletin ve soğuğun pençesinde kıvranan, nostaljiye mahkum bu kent, Amerikan sömürge sisteminden kalma, hala açık bir yara: bir itham. Dünyanın her şeyden önce ondan özür dilemesi gerek.”
Yazının başından beri tüm bu ifadeler “romantik” de görülebilir ancak Orellana ve arkadaşları bu makus tarihi değiştirmek için gerçekçi adımlar atmanın peşinde. “Dekolonize olmuş, ataerkillikten kurtulmuş, kökleriyle ve yerli kültürün zenginlikleriyle gurur duyan bir anavatan inşa etmek” için yola çıktıklarını vurgulayan Orellana “Sanırım bu, çokuluslu Bolivya devletinde yaşayan evlatlarımıza bırakabileceğimiz en iyi miras olur” ifadelerini kullandı.
ORELLANA’YA İKİ YARDIMCI…
Ayrıca yapılan açıklamaya göre Orellana’nın iki de yardımcısı olacak. Dekolonizasyon ve erkek egemen sistemle mücadele alanında Pelagio Condori, kültürler arası iletişim alanında ise Cergio Prudencio Bilbao, Bakan Orellana’ya yardımcılık yapacak.
“Sömürgeci sistemi elemine etmek ya da dekolonizasyon, kolektik ve anayasal bir sorumluluk. Bu derinleştirmemiz gereken bir görev” diyen Orellana, sömürgecilik ve erkek egemen sistemin eşitsizlik ve adaletsizlik temeline dayandığının altını çizdi.


 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —