Tarih: 26.01.2026 13:31

ZİNDANLA YÖNETİLEN ÜLKE: HAPİSHANELERLE AYAKTA TUTULAN İKTİDAR VE SUSTURULAMAYAN GAZETECİLİK

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye'de siyasetle yargı arasındaki çizginin bilinçli biçimde silikleştirildiği her dönemde, en ağır bedeli yine gerçeği söylemekten vazgeçmeyen gazeteciler ödüyor. TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın "casusluk" soruşturması kapsamında tutuklanması, bu ülkenin ifade özgürlüğü sicilinde yeni bir kırılma anıdır. Dosyanın içeriğinden çok kullanılan suçlama dili konuşuluyorsa, ortada hukuki bir zorunluluktan değil, siyasal bir tercihten söz etmek gerekir. Casusluk gibi son derece ağır, toplumda korku ve nefret duygularını tetiklemeyi amaçlayan bir isnat, delilden ziyade algı üretmeye hizmet eder. Bu yöntem, gerçeği susturmak isteyen iktidar aklının bilindik refleksidir.

Sebep-sonuç ilişkisi açıktır. Sebep, iktidarın denetimsiz kalma korkusudur. Sonuç ise, gazetecinin gözaltına alındığı, ekranların karartıldığı, kelimelerin suç deliline dönüştürüldüğü bir ülke manzarasıdır. Yargı, kamu yararını savunanları değil; onları susturmak isteyenlerin ihtiyaçlarını gözetir hale geldiğinde, hukukun evrensel ilkeleri askıya alınmış olur.

Ancak bu hikâye sadece baskıdan ibaret değil.

Bu satırları yazan bir gazeteci olarak, yaşananların bana yabancı olmadığını özellikle söylemek isterim. Gazeteci Nihat Durmuş olarak duruşumu, bu vatana olan sevgimi, demokrat ve sosyalist kimliğimi ve asla muhalif olmaktan vazgeçmeyeceğimi bilenler, geçmişte beni de susturmaya çalıştı. İskenderun Olay Gazetesi hiçbir gerekçe gösterilmeden kapatıldı. Sebep üretmediler, çünkü gerekçeleri yoktu. Amaçları açıktı: susturmak. Başaramadılar. Çünkü hakikatin peşinde olanlar kapatılmaz; sadece daha yüksek sesle konuşur.

Bizim yaptığımız her iş, yazdığımız her haber, iletmeye çalıştığımız her mesaj aslında sizler içindir. İskenderun Olay Gazetesi'ni kapattıklarında da aynı şeyi yapıyorduk: yerelde gerçeğin üzerini örtenlere karşı kalemi bir tanık, gazeteyi bir hafıza olarak tutuyorduk. Gazeteci Nihat Durmuş'u ve onun temsil ettiği yayın çizgisini hedef almalarının nedeni buydu. Ne isimler susturuldu ne de gazeteler; yalnızca baskının fotoğrafı biraz daha netleşti.

Merdan Yanardağ'ın cezaevi duvarlarının ardındaki duruşu, bu nedenle sadece bireysel bir direniş değil; susturulmak istenen bütün gazetecilerin ortak hafızasıdır. Sadece o değil; düşüncelerinden, savundukları siyasetten ve onurlu duruşlarından dolayı hapsedilmek istenen herkes için burada bir sözümüz var. Biz onların sesi, gözü, kulağı ve haykırışı olacağız. Kesinlikle susmayacağız. Yanardağ'ın cezaevi duvarlarının arkasından bile sürdüğü duruş, dışarıda kalanlar için bir cesaret kaynağına dönüşüyor. "Bizim yaptığımız her iş, yazdığımız her haber sizin için" diyen bir gazetecilik anlayışı, iktidarların en çok korktuğu şeydir. Çünkü bu anlayış, yalnızca bilgi vermekle kalmaz; toplumu düşünmeye, sorgulamaya ve itiraz etmeye davet eder.

Gerçek bir yurtsever ve sosyalist olmanın bedelinin ağır olduğu bu ülkede, bedeli ödeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Fakat tarih gösteriyor ki susmayanlar, sonunda suskunluğu dayatanlardan daha kalıcıdır. Bugün Merdan Yanardağ'ı, yarın bir başkasını hedef alan bu tutuklama rejimi; gerçeği cezalandırarak iktidarını kalıcı kılabileceğini sanıyor. Oysa tam tersine, gerçeğin bedelini ödeyenler, o gerçeği daha da büyütür.

Bu nedenle mesele, tek bir gazetecinin özgürlüğü meselesi değildir. Mesele, bu ülkenin gerçeğe tahammül edip edemeyeceğiyle ilgilidir. Gazeteciliği suç, susmayı erdem, itaat etmeyi yurttaşlık sayan bu anlayış; kalemi kırarak, gazeteleri kapatarak ve insanları hapse atarak kalıcı olabileceğini sanıyor.

Ama bana göre; bu ülkeyi kurtaracak olanlar, kapatılan gazetelerin külleri arasından yeniden yazanlar, hücre duvarlarına rağmen konuşmayı sürdürenler ve hiçbir baskı karşısında muhalif olmaktan vazgeçmeyenlerdir.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —