Genel olarak sokak siyasetinin, özel olarak da toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, giderek basın açıklamasının ve düşünceyi ifade etmenin en tehlikeli eylem olarak kabul edilip bastırıldığı günler yaşıyoruz. İktidar sahipleri, halkın gündelik yaşam sorunları ve hoşnutsuzlukları konuşulduğu ölçüde “siyasetten” hoşlanmazlar. Gezide halkın sokaklara dökülerek “hoşnutsuzluklarını ve siyasal taleplerini” doğrudan ortaya koymaları, muktedirler nezdinde büyük bir korku ve panik yaratmıştı.

Kaldı ki, o dönemde, “sokak” ile “siyaset kurumu” ya da temsili demokrasinin “meclis” gibi yerleşik yapıları arasındaki bağ ve geçişler bugüne göre daha güçlüydü. 7 Haziran seçim sonuçları da “sokak” ile “kurumsal siyasetin” arasındaki varlığa işaret ediyordu.

Yurttaşların taleplerini açıkça ve doğrudan iletmesinden “geleneksel olarak” rahatsızlık duyan MHP lideri Bahçeli, 7 Haziran seçim sonuçlarının tanınmaması gerektiğine ilişkin ilk güçlü mesajı vererek aslında Erdoğan’a “siyasetsizleştirme ve zor ittifakı” çağrısında bulunmuştu. İktidar elitleri, halkın hoşnutsuzluğu ile rejimin niteliği arasındaki ilişkinin açığa çıkmaması için içerden ve dışarıdan her türlü “zor” unsurunun devreye sokmakta kararlı olduğunu her fırsatta gösteriyor. Geçen süreç AKP/MHP koalisyonunun hedeflediği, tek siyasal aktivitenin “seçim günü sandığa zarf atmak” olduğu bir noktayı bile aştı. Artık sandıktan çıkanın kabul edilip edilmeyeceği de iktidarın keyfine kalmış.

Belki de bu durumun siyasi sonuçlarından daha tehlikelisi muhalefetin de iktidarın çizdiği bu sınırı kabul etmiş olması. Artık sıradan vatandaşın da bu durumu, moda deyişle “yeni normal” olarak kabul etmeye ve içselleştirmeye başlaması. Siyasi elitler bu siyasetsiz, hareketsiz ve teslimiyetçi tutuma halkı ikna etmek için ise gündem değiştirme, tahrik, provakasyon ve tuzak gibi kavramları kullanıyorlar. Basitçe ima edilenler şu; geri durulması istenen eylem ne ise o yapıldığında beklenen fayda sağlanamayacak ve iktidara oy veren kitle muhalefeti haksız bulacak. Oysa iktidar bu güne kadar muhalefetin böyle değerlendirdiği tüm hamlelerini hayata geçirdi.

Bu durum artık en iddialı, hukuk dışı, anayasaya aykırı projelerini ve adımlarını hayata geçirmek için “sıfır maliyetli” bir yönteme dönüşmüş durumda. Toplumun önemli bir kısmının itiraz edeceği bir hayalleri mi var? Hemen fikri sızdır, üç beş troll/troll siyasetçi “din, iman, vatan, millet Sakarya” desin. Veee hemen açıklama: gündem değiştirmek isteniyor! bu tuzağa düşmeyeceğiz! hadi yap elini tutan mı var? Adam da yapıyor zaten! Biz ne kazanıyoruz? Gündemi değiştirtmiyoruz ve tuzağa düşmüyoruz! Allah korusun tuzağa ya düşseydik! belki rejim değişirdi! Anayasa askıya alınırdı! Laiklik ortadan kalkardı! Seçimleri iptal ederlerdi! Kayyum atarlardı!milletvekilleri tutuklanırdı!

Şimdilerde de iktidarın bize kurduğu “sokak” tuzağına düşmeyeceğimizi, bu süreçte “sokak siyasetinden” uzak durmanın nasıl “parlak” bir siyaset fikri olduğunu anlatıyoruz. Oysa sokak siyaseti, kurumsal mekanizmalara uzak yurttaşların politik sürece müdahale olanağı sağlayarak siyasetin alanını genişletir. Medyanın boğulduğu bir ortamda gönüllü olarak bu alandan çekilmek objektif olarak rejimi yeniden üretir. Anayasal haklarını kullanmak isteyenleri iktidarın şiddeti karşısında yalnızlaştırır ve kriminalleştirir.. Kaybedilen mevzilerin geri alınmasının maliyetini arttırır.

Sol siyaset sokakta; gençlerin, kadınların, yoksulların, göçmenlerin, ezilenlerin sesinin duyarak kurulmayacaksa nerede nasıl kurulacak? Sol; belki de her şeyden çok umut, cesaret ve eylemliliktir. Gerekçe korku ise ayıp, bilinçli siyasi taktik ise ölümcül bir hatadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.