Velev ki görmezden geldin, ölü taklidi yaptın, hayatını bir girdaba yakalanmış gibi savuran şiddetin, hukuksuzluğun ve yoksunlukların yarattığı dehşetten kaçabilir misin? 

Utanma duygusu olan, onurlu bir hayat yaşamak isteyen, başkalarının acılarına kulak tıkayamayanlar kaçamıyor.  Hele söz konusu kişi eğer bir sanatçı ise hiçbir şekilde kaçma lüksüne sahip olamıyor. Örneğin üç yıl  önce kaybettiğimiz dünyaca ünlü bilge şarkıcı Leonard Cohen  gibi. Ölümüne ramak kala, hasta haliyle seksenine merdiven dayadığı yıllarda “Neredeyse Blues Gibi” adlı bir şiir yazdı ve besteleyerek tüm dünyada milyonlara dinletti. Savaş, şiddet ve çatışma karşıtı bu şiir-şarkı ömründe üç savaş görmüş birinin her şeye rağmen insanlık için umut taşıdığının ifadesiydi. Son nefesine kadar savaşın, çatışmaların ve şiddetin vahşetini anlatmaya çalıştı. 
“ Aç insanlar gördüm, tecavüz ve cinayet vardı,
Köyleri yakmışlardı, kaçamaya çalışıyorlardı,
Bakamadım onların yüzlerine, 
Ayakkabılarıma takıldı gözlerim
Acıydı, trajikti
Neredeyse blues gibiydi ”

Velev ki yüreğini dondurdun, başka meşgaleler buldun ve alkışların büyüsüne kapılıp mesut gülücükler saçtın.  Yine de kaçabilir misin etrafını kuşatan kulakları sağır eden savaş ve şiddet sarmalının dehşetinden ? 
Uzak durmak için ne yaparsan yap çürüme seni de yakalar.  Seksenine merdiven dayamış hasta bilge-şarkıcı kaçamadı. Daha doğrusu kaçmadı. Kaçmayı düşünmedi. Ama yine de fark etmezdi.  Kaçmak istese de kaçamazdı. Çünkü savaş gibi hayatı ve dünyayı yok eden bir çürümüşlük durdurulmazsa her yeri sarar, umutları bombalar, hayalleri parçalar. Sana ne aşk kalır ne de gelecek. 

Dünyada savaş, çatışma ve şiddet can sıkıcı şekilde devam ediyor. Yönetenler nutuklar eşliğinde ölüme güzelleme yapıyor ve herkesi “hazır ol” pozisyonunda asker selamı vermeye çağırıyor. Popçulardan ve topçulardan fotoğraflarla bir toplumu hizaya sokmanın yolları aranıyor. Gönüllülerin sayısı az değil. 

Velev ki inandın savaşın yok ediciliğinin sorunları çözeceğine,  yine de çözebilir misin babasız kalan çocukların, toprak altına giden gencecik bedenlerin ve kolunu-bacağını kaybetmiş bedenlerin sorunlarını. 
Şafak vakti gün ışığı ağır ağır karanlığı boğarken yaşlı ve hasta bilge-şarkıcının savaşları lanetleyen şarkısını dinledim. Yüreğim müziğe, sanata, çiçeklere, çocuklara, masumiyeti hep içimi sızlatmış sokak hayvanlarının gözlerine,  iki yana açılan bir kapı gibi açıldı.  Yaşlı bilge şarkıcının notalardan oluşan sözleriyle bir an için savaş tamtamları sustu. Masumiyete dair tüm hayatları ve doğaya dair tüm objeleri kaçırmak istedim kötülüklerden. 
Dünya ve içindeki hayatlar bir başka yere kaçırılamayacak kadar büyüktü. Yani dünyayı kötülüğün, şiddetin ve savaşın olmadığı yere kaçıramazdım. Bu yüzden sanatçıların resim, müzik veya kitaplarla yolumuzu aydınlattığı yoldan ilerleyerek dünyayı kötülüklerden, çürümeden ve savaşların dehşetinden arındırmak için benim de yapabileceklerim var diyerek güne başladım. 

Bebeklerden katil üretenlere, kendi çocuklarının dışındakilere şahadet şerbeti içmeye davet ederek ölüme güzelleme yapanlara, insanları birbirine düşman ederek herkesi ötekileştirenlere, nereden gelirse gelsin şiddetin ve savaş baronlarının karşısında senin de yapabileceklerin vardır. 
Gün ışığı karanlığı boğduğunda sabah olur.  

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.