Öne Çıkanlar PH ölçüm cihazları Yunus Emre Mahallesi Abdülhamit Burak Aykut EFELER Yusuf Mansuroğlu LEVENT HAKKI YILMAZ Metin Yavuz

EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK ARTTI

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı (FİŞEK Enstitüsü) TÜİK’in 2019 yılını kapsayan Çalışan Çocuk İşgücü Anketi’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Türkiye’deki çocuk işçiliğinin 8 maddede değerlendirildiği açıklamada, çırakların ve Suriyeli göçmenlerin çocuk işçi sayısını dahil edilmediğine dikkat çekildi. Türkiye’de 2012 yılına göre çocuk işçi sayısında 173 bin kişili bir düşü gözlendiği belirtilen açıklamada, şunun altı çizildi: “Çalışan çocuk sayısındaki azalmanın, Suriyeli çocukların çok daha ağır koşullarda çalıştırılması ile sağlanmış olma olasılığı kuvvetli.”
Ücretli çalışan çocuk işçi oranının giderek arttığı ifade edilen açıklamada, “2012’de çalışan çocukların yüzde 52’si ücretli iken 2019’da bu oran 10 puanlık bir artışla yüzde 63’e çıkmış durumda. 1999’da bu oran sadece yüzde 29’du” denildi.


‘ORAN GERÇEĞİ YANSITMIYOR’
TÜİK’in anketinde çalışan çocukların yüzde 1,3’ü çalıştığı yerde bir yaralanma veya sakatlanma yaşadığı belirtiliyor. FİŞEK Enstitüsü bu oranın gerçekçi olmadığına dikkat çekerek, “SGK istatistiklerine göre, 48 bin 800 kayıtlı çocuk çalışanın bulunduğu 2018’de çocuk işçiler 7 bin 94 kaza yaşadılar. Çalışan çocukların kaza geçirme oranı yüzde 15” değerlendirmesinde bulundu.
‘EĞİTİM EŞİTSİZLİĞİNİN DERİNLEŞMESİNİN SONUCU’
Enstitü tarafından yapılan açıklamada, iş öğrenmek ve meslek sahibi olmak amacıyla çalıştığını ifade eden çocuk oranının yüzde 15,20’den yüzde 34,4’e çıktığı belirtilerek, “Bu durum eğitime erişimde eşitsizliğin giderek derinleşmesinin, eğitimin piyasalaşmasının ve yoğun işsizliğin sonucunda eğitime yapılan yatırımın istihdama katılım olanağı sağlayacağına ilişkin inancın azalmasıyla ilişkili olabilir” denildi.
FİŞEK Enstitüsünün açıklaması şöyle:
1. Anket, önceki anketler gibi çocuk işçiliğinin en düşük olduğu, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında yapılmış. Bu aylar, genel olarak, özellikle de tarımsal faaliyetlerin büyük ölçüde tamamlandığı ve okulların açık olduğu bir dönemi kapsadığı için çalışan çocuk sayısının en düşük olduğu zaman dilimi.


‘ÇIRAKLAR VE SURİYELİ GÖÇMENLER DAHİL EDİLMEMİŞ’
2. Anketin 2011 yılındaki iç savaştan sonra Türkiye’ye göç etmek durumunda kalan Suriyeli haneleri kapsayıp kapsamadığı belirtilmemiş. Bununla birlikte çocuk sayısının 1,2 milyon kadar arttığı görülüyor. Ancak bu artış anketin kapsadığı nüfus grubunun değişmesinden kaynaklanıyor. Geçmişteki anketler 6-17 yaş grubunu içerirken, son anket 5-17 yaş grubunu kapsıyor. Dolayısıyla ankete Suriyeli göçmenlerin dahil edilmediği anlaşılıyor. Ankete dahil edilmeyen bir diğer kesim de çıraklardır. Çocuk işçiliğin bir biçimi olan çıraklık ne önceki anketlere ne de bu son ankete dahil edilmiştir.   
3. 4+4+4 eğitim sistemine geçişle birlikte pek çok çocuk ilköğretim çağını 13 yaşında tamamlamaktadır. Bu durumun ilköğretimini tamamlamış ancak 14 yaşını doldurmamış çok sayıda çocuğun işgücü piyasasına girmesine yol açtığı öngörülmekle birlikte, TÜİK’in açıkladığı verilerde 14 yaş altı yaş kırılımları görülemediği için bu konuda bir değerlendirme yapılamamaktadır. Ancak mikro verilerin açıklanmasından sonra bu konuda analizler yapılabilecektir.
‘YERLERİNİ SURİYELİ ÇOCUKLAR ALMIŞ OLMA OLASILIĞI YÜKSEK’
4. 2012 yılındaki anketle karşılaştırıldığında Türkiye’de çalışan çocuk sayısının 173 bin kişi azalarak 893 binden 720 bine düştüğü görülüyor. Ancak bu azalışı yorumlarken dikkatli olmak gerekir. Çünkü 2011 sonrası Türkiye’ye göç eden Suriyeliler geniş bir özgür olmayan emek gücü havuzu yarattılar. İşverenler yerli işçileri son derece ucuz olan bu göçmen işçilerle ikame etti. Çalışan çocuklar için de aynı şey söz konusu. Dolayısıyla çalışan çocuk sayısındaki azalmanın, Suriyeli çocukların çok daha ağır koşullarda çalıştırılması ile sağlanmış olma olasılığı kuvvetli.
‘ÜCRETLİ ÇOCUK ORANI ARTTI’
5. Anketin en çarpıcı bulgusu çocuk emeğindeki işçileşme eğilimi. Anket gösteriyor ki, ücretli işçilik gittikçe çocuk emeğinin başat biçimi haline geliyor. 2012’de çalışan çocukların yüzde 52’si ücretli iken 2019’da bu oran 10 puanlık bir artışla yüzde 63’e çıkmış durumda. 1999’da bu oran sadece yüzde 29’du. Bu veri bize, çalışan çocuk sorunun ciddi bir biçim değişikliği yaşadığını gösteriyor. Bunun çocuk emeği ile mücadele açısından önemli sonuçları olacaktır. Çalışan çocuklar arasında kendi hesabına çalışma yüzde 60 azalırken, ücretsiz aile işçiliği yüzde 38 oranında gerilemiş. Kendi hesabına çalışma neredeyse ortadan kalkmış durumda.
6. Çocuk emeğinin sektörel dağılımı da çalışan çocuk olgusundaki işçileşme eğilimi ile paralel bir seyir izliyor. Ücretsiz aile işçiliğinin yaygın olduğu tarım sektöründe, tarımsal tasfiyenin bir yansıması olarak çalışan çocuk sayısı geriliyor. Sanayi kesiminde ise küçük bir azalma görülse de bu sektörde çocuk emeği kullanımının ciddi bir direnç gösterdiği ortada. Hizmetler sektöründe çocuk işgücü istihdamının artma eğilimi ise güçlü bir şekilde devam ediyor. Hizmetler sektörü çalışan çocukların yüzde 45’ini istihdam ediyor, 15-17 yaş grubunda bu oran yüzde 51’e çıkıyor.
‘İŞ KAZASI ORANI GERÇEÇİ DURMUYOR’
7.  Ankete göre çalışan çocukların yüzde 1,3’ü çalıştığı yerde bir yaralanma veya sakatlanma yaşadı. Anketin gerçek durumla en örtüşmeyen bulgusunun bu olduğu açıktır. SGK istatistiklerine göre, 48 bin 800 kayıtlı çocuk çalışanın bulunduğu 2018’de çocuk işçiler 7 bin 94 kaza yaşadılar. Çalışan çocukların kaza geçirme oranı yüzde 15. SGK verilerinin, sigortalı/kayıtlı çocukları içerdiği, bunların çalıştığı işyerlerinin kayıtdışı çalışan çocuklarınkinden daha iyi durumda olduğu dikkate alınırsa yüzde 1,3 gerçekçi gözükmemektedir.
‘EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GÖSTERGESİ’
8. İş öğrenmek ve meslek sahibi olmak amacıyla çalıştığını ifade eden çocuk oranının yüzde 15,20’den yüzde 34,4’e çıkmış olması da oldukça çarpıcı. Bu durum eğitime erişimde eşitsizliğin giderek derinleşmesinin, eğitimin piyasalaşmasının ve yoğun işsizliğin sonucunda eğitime yapılan yatırımın istihdama katılım olanağı sağlayacağına ilişkin inancın azalmasıyla ilişkili olabilir. Yoksul hanelerdeki çocuklar için nitelikli eğitime erişim imkânı düşüktür ve eğitim giderleri yüksektir.  Eğitim için gerekli yatırımı yapmak dahi pek çok genç için insan onuruna yakışır istihdam olanağına erişim sağlamamaktadır (genç işsizliğinin yüzde 27’yi aştığı ülkemizde ). Bu durum çocukların  (ve ailelerinin) eğitim ve istihdam arasında seçimlerini istihdamdan yana kullanmalarına neden olabilmektedir.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.